Etiket arşivi: alışveriş

Denge, Kader ve Fiziksel Var Oluş Hakkında

Yaşam çok hassas bir denge üzerine kurulu. Dünyamızda yaşayan her şey çevresiyle dengeli bir alışveriş halinde. Bu alışverişte çok bir hesap yok. Hele uzun vadeli planlama hiç yok. Güneş yarına ışığım kalır mı acaba diye hesap etmeden, ayrım yapmadan herkesi aydınlatıp ısıtıyor. Yağmur su rezervlerim az biraz tutumlu yağayım diye hesap etmeden bütün topraklara can veriyor.

Güneşin ışığı tüm dünyayı sarar

Güneşin ışığı tüm dünyayı sarar

Çiçekler en güzel kokumu sonraya saklayayım diye hesap etmeden mis gibi kokularını doğaya cömertce salıyor. Ağaçlar yarına meyvem kalır mı acaba diye hesap etmeden meyvelerini kuşlara, hayvanlara ve insanlara yem ediyor. Arılar tamam bu kadar bal yeter diye hesap etmeden mütemadiyen bal yapıyor. Bedenimizdeki bakteriler kendime sağlam bir kapı buldum aman burada kalayım diye hesap etmeden bize fayda sağlayan metabolizma faaliyetleri yapıyor. Nefesi hesap etmeden alıp hesap etmeden veriyoruz. Organlarımız hesap etmeden bizim canlılığımız ve sağlığımız için çalışıyor. Tek hücrelisinden en karmaşık olanına kadar her canlı içsel bir zekâ ve bilgelikle denge içinde var oluyor. Hiçbir canlı sadece kendisi için veya sadece başkaları için yaşamıyor. Her şey her şeye muhtaç. İnsan insanın zehrini alıyor. Derdini söylemeyen derman bulamıyor.

Doğadaki hesapsız alışverişin en güzel örneği

Doğadaki hesapsız alışverişin en güzel örneği

İnsan doğadan ayrı, farklı veya üstün değil. İnsan da her ne kadar farkında olsun veya olmasın doğa yasalarına ve evrensel yasalara tabi yaşam sürüyor. Bu yasalar çok net ve şaşmaz. İnsana verilen serbest iradenin bir bedeli var. Ne ekersek onu biçiyoruz. Dedemiz erik çaldıysa, bizim dişimiz kamaşıyor. Her düşüncenin, sözün ve eylemin bir sonucu var. İnsanın bu sonuçları öncesinde ve sonrasında görerek içsel ve dışsal bir ahenk içinde yaşayabilmesi için hissedebilmesi ve farkında olması, niyet ve dikkatini ona göre bilinçli kullanması gerekiyor. Akmayan su bulanmaya başlar. Bulanık suda yüzen yolunu bulamaz, bulsa da bulduğunun farkında olmaz. İşleyen demir ise pas tutmuyor. İnsan sahip olduğu sınırsız potansiyeli içerisinde hangi yetilerini kullanırsa onları geliştirir, kullanmadıkları yetiler ise kuma gömülür. Onları tekrar çıkartmak için net bir niyet, bilinçli bir dikkat ve çaba, makul bir süreç, yani zaman gerekir. “Aşk ateşiyle yanmayan nasıl ocak yaksın ki? Çocukluk nedir bilmeyen nasıl çocuk baksın ki?”

Hepimizin içinde yanıp tutuşan özlemler var. Keşkeler. Keşke eşim şöyle olsaydı, keşke işim böyle olsaydı, keşke şu evde otursaydım, keşke şöyle arkadaşlarım olsaydı. Peki biz kendimiz bu keşkelerde özlemini çektiğimiz şeylere hazır mıyız? Veya, kendimizi bu şeylere hazırlamak için bir şey yapıyor muyuz? Yoksa aynı tas aynı hamam gitmeye devam edip bir perinin hayatımıza dokunarak istediğimiz şeyleri bize vermesini mı bekliyoruz? Yaşamdaki önemli kanunlardan biri de eşleme yasasıdır. Varlıklar, kişiler, olaylar kendilerine eş enerjide, titreşimde olan kişilere ve şeylere çekilirler. Ve bu çekilme anlıktır. Yani istediğimiz şeyi elde etmemiz de aslında kafi değildir.

KEŞKE o kadar kolay olsaydı

KEŞKE o kadar kolay olsaydı

O şeyin hayatımızda kalması da enerjilerimizin eş düzeyde devam etmesine bağlıdır. Evren sınırsız bir bollukla verdiği gibi tam bir acımasızlıkla verdiklerini elimizden alır, meğer ki biz kendi enerjimizi istediğimiz şeylere eş tutalım. Ne oldum değil ne olacağım diyoruz. Haydan gelen de huya gidiyor.

Zihnimde hangi düşünceler var? Düşüncelerim bende nasıl duygular yaratıyor? Gün içinde yaptığım eylemler neye hizmet ediyor? Kendim hakkındaki derin algım ve inançlarım nasıl? Kalbimde sevgi hissediyor muyum? Sevgimin her yöne özgürce akmasına izin veriyor muyum? Duygularımı koşulsuz kabul ediyor muyum? Duygularımı özgürce ifade ediyor muyum? Hayatımda neşe ve coşku var mı? Niyetim nedir? Dikkatim nerede? Bu ve bunun gibi sorularla yönümüzü sürekli tayin etmek zorundayız. Yoksa biz “kader kurbanı” mıyız?

“Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok. Nice elbiseler gördüm içinde insan yok”.

“Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok. Nice elbiseler gördüm içinde insan yok”.

Bir başka temel soru da “Bedenimin içinde miyim?” sorusu. Bu da ne demek derseniz, genel olarak söyleyebilirim ki bir çoğumuz gün içinde bedenimizin içinde değiliz.  Yani dikkatimiz düşündüğümüz, söylediğimiz ve yaptığımız şeyde değil. Bedenimizin sadece bir kısmında var oluyoruz. Yarım insanlar olarak yaşıyoruz. Eğer başınıza siz fark etmeden ufak kazalar geliyorsa, birini dinlerken sık sık ne söylediğini kaçırıyorsanız, cinsel hayatınız bir türlü sizi tatmin etmiyorsa, kendinizi yaşamda güvensiz hissediyorsanız, hayatı diğer insanlara göre daha fazla çabayla yaşamak zorunda kalıyorsanız, kendinizi konuşurken net ifade edemiyorsanız, daha çok göğsünüze sığ ve kısa kısa nefes alıyorsanız, hareket ederken dengenizi kolayca kaybediyorsanız, yürürken ayak tabanlarınızı hissetmiyorsanız, bir yere girdiğinizde zor fark ediliyorsanız, alt bedende yani karın ve altı bölgelerde fiziksel rahatsızlıklarınız varsa muhtemelen çoğu zaman bedeninizin içinde olmayabilirsiniz. Hayat kalitenizi olumsuz etkileyen tüm bu semptomların çaresi her an bedenimizde olduğumuzdan emin olmak.

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.