Kategori arşivi: Gezi

Nefesköy Kasım 2018

Kasım’da Nefesköy’de Nefes ve Yaratıcılık için Buluşuyoruz!

Pastırma yazının son günlerinde yemyeşil doğası ve tertemiz havasıyla Yuvacık Nefesköy’de doğayla iç içe nefes ve yaratıcılıkla dolu bir hafta sonuna ne dersiniz?

KASIM’DA NEFESKÖY’DE NEFES VE YARATICILIK İÇİN BULUŞUYORUZ!

Yer: Kazandere Köyü, Yuvacık, 41090 İzmit. Yol tarifi: https://bit.ly/2NNkxJ6
https://www.facebook.com/Nefeskoy/
Giriş: 16 Kasım Cuma 18:00
Çıkış: 18 Kasım Pazar 18:00

AYRINTILI BİLGİ VE KAYIT İÇİN LÜTFEN BURAYA TIKLAYIN!

Hafta Sonu Nefesköy’de Nefes ve Yaratıcılık için Buluşuyoruz!

Henüz havalar daha soğumamış, keyifli Eylül ayı sona ermemişken yemyeşil doğası ve tertemiz havasıyla Yuvacık Nefesköy’de doğayla iç içe nefes ve yaratıcılıkla dolu bir hafta sonuna ne dersiniz?

NEFESKÖY’DE NEFES VE YARATICILIK HAFTA SONU

Yer: Kazandere Köyü, Yuvacık, 41090 İzmit. Yol tarifi: https://bit.ly/2NNkxJ6
https://www.facebook.com/Nefeskoy/
Giriş: 28 Eylül Cuma 18:00
Çıkış: 30 Eylül Pazar 18:00

AYRINTILI BİLGİ VE KAYIT İÇİN LÜTFEN BURAYA TIKLAYIN!

Güzel Havaların Şehri: Buenos Aires

 

Cafe Tortoni 1858

Cafe Tortoni 1858

Buenos Aires, yani güzel havalar, evet bu şehir bu adı kesinlikle hak ediyor. Buenos Aires’te sadece sokakta yürümek bile insanı kendine iyi hissettiriyor, ilham veriyor. Neden mi? Hayal edin: Özellikle merkezdeki çoğu mahallesinde Beyoğlu İstiklal Caddesi’nin 1900’lü yılların başındaki havasına sahip olan bir şehir. Mimarisi, binaların iç dekorasyonları, insanları, pastaneleri, pizzacıları, lokantaları, barları, kafeleri. İstanbul eski bir şehir diye övünüyoruz, ama birkaç numunelik yer haricinde eskiden ne kaldı İstanbul’da? Buenos Aires’in merkezinde veya Palermo veya San Telmo gibi mahallelerinde herhangi bir kafeyi, restoranı veya barı alıp baksanız minimum 50, muhtemelen 100 veya 100’den fazla yıldır çalışmaya devam ediyordur. En eski kafelerinden bir tanesi Tortoni 1858 yılında açılmış. Ve büyük oranda ilk açıldığı hali ve havasını koruyor.

Pizzeria

San Telmo’da bir pizacı

Devlet bazı kafe ve restoranları kültürel miras olarak ilan edip destek programına almış. Kafelere restoranlara bakıyorsunuz içleri dolu. Bu yerler lüks yerler değil, zengin tiki kesimin değil orta sınıfın gittiği yerler. Fiyatları ucuz değil, ama İstanbul’da Beyoğlu’nda bir pastane ayarında, yani gereksiz pahalı da değil. O nedenle geniş bir kitleye hitap ediyorlar.

Birçok kafede akşamları Tango dersi sonra da Tango pratiği var, birçoğu ücretsiz. Herhangi bir kafenin önünden geçerken girip Tango yapabilirsiniz. Bu şehirde sanat ve sanatçı çok seviliyor ve destekleniyor. Her köşe başında bir kültür merkezi, dans okulu, Tango okulu var. Sanat devlet tarafından destekleniyor. Buralarda sanatın her dalında derslere, atölyelere katılabilirsiniz. Hem de çok makul fiyatlara. Tango grup dersleri 1,5 saat ders 60-80 Peso arası, yani 12-15 TL. Üstelik çoğu zaman dersin ardından birkaç saat pratik ve Milonga ücretsiz.

Burada Los Reyes del Tango gibi muhteşem orkestralar eşliğinde dans edebilirsiniz, hem de ücretsiz.

Sokak araları alternatif kültür merkezleriyle dolu. Dışarıdan ev gibi görünen bu yerlerin adresini biliyorsanız kapıyı çalıp giriyorsunuz. Dans, tiyatro ve müzikten oluşan zengin alternatif programlar sunuyorlar. Giriş 40-50 peso, 8-10 lira. İçeride ev yapımı, ticari olmayan yiyecek ve içecekler alabilirsiniz makul fiyatlara. Muhteşem kaliteli işler izleyebilirsiniz. Bu yerler aynı zamanda siyasi hiciv içeren gösteriler yapıyorlar.

Devlete Ait Bir Kültür Merkezi - Flores Tren İstasyonunun Yanı

Devlete ait bir kültür merkezi – Flores tren istasyonunun yanı.

Sokak sanatçıları her yerde ve halk tarafından destekleniyor. Bugün metroda bir çocuk gitar çalıyordu. Çocuk bitirdiğinde etrafta bulunan insanların yarısından çoğu alkışladı. Para toplarken de oturduğum yerde bulunan 13-15 kişinin yarısından çoğu para verdi hem de gülümseyen ve destekleyici, takdir edici bir yüz ifadesiyle. Geçen hafta metroda tiyatro yapan bir gruba denk geldim hayatımda ilk defa. Bağıra çağıra 3 dakikalık bir skeç oynadılar. Kimse de rahatsız olmadı.
Şehirde sokakta gerçekten hayat var. Ve 24 saat devam ediyor. Metro saat 23:00 gibi kapansa da otobüsler 24 saat çalışıyor. Taksi bol, sokaktan çevirebilirsiniz. Barlar, restoranlar, büfelerin bir kısmı sabaha kadar açık. Gece sanat ve eğlence aktivitelerinin başlama saati genelde 23:00 ve sonrası. Sabaha kadar da devam ediyor. Örneğin Milonga’ya saat 11’de gidipsabah 5 gibi çıkabilirsiniz. Burada müzikten kimse rahatsız olmuyor. Geçen Ctesi günü saat sabah 5 gibi eve giden ara sokakta yürürken inanılmaz yüksek bir müzik sesi duydum. Baktım bir evin terasında parti var, ses çok yüksek ve mahallede başka bir ses yok. Burada normal bir durum. Cuma ve Ctesi günleri kanuni olarak istediğiniz kadar gürültü yapma hakkınız var. Kimse kapıya dayanmıyor.

Metro Oyuncuları

Metro Oyuncuları’nın onca bağırıp çağırmasına rağmen metrodaki insanlar skeci bir tebessümle sakince izlediler.

Şehrin canlı caddelerinde aklınıza gelebilecek her şeyi kaliteli olarak bulmak mümkün. Sokaklar neredeyse tamamen güvenli. Gecenin üçünde sokakta kapının önünde yalnız başına bir kız olarak oturabilirsiniz. Burada bir kadına taciz, laf atma, hatta yan bakma durumu bile olduğunu sanmıyorum. Hayat ve ilişkiler o kadar normal ki. Kadın erkek ilişkileri de aynen öyle çok normal. Örneğin Brezilya’nın büyük şehirlerinde olduğu gibi geceleri etrafta garip ve tehlikeli tipler dolaşmıyor. Onun yerine kızlı erkekli gençler dolaşıyor. Veya kimse dolaşmıyor. 15 milyona yaklaşan nüfusuna rağmen güvenlik açısından dünyanın en güvenli şehirlerinden birisi olabilir, Latin Amerika’da bir numara olduğuna eminim.

Şehirde her yerde görsel sanatlar hakim. Grafitiler de cabası.

Burada yabancılara karşı herhangi bir önyargı, negatiflik vs. görmek de pek mümkün değil. Türkiye’den olduğumu söylediğimde genelde ilgilenip soru soruyorlar, veya yaptıkları Türkiye seyahatinden bahsedip Türkiye’nin güzelliklerini övmeye başlıyorlar. Veya Türk dizilerinden tanıdıkları karakterleri sayıyorlar, mesela Fatmagül’ü herkes tanıyor. Binbir Gece ve oyuncuları bir efsane olmuş durumda. Kesinlikle yabancı gibi hissetmiyorum burada kendimi. Özellikle İspanyolca konuştuğum için de tabii ki daha rahat oluyor, ama nereden olduğumla değil benimle ilgileniyor insanlar.

Gizli kültür merkezlerinden bir tanesinin içi. Dans dans dans…

Şu ana kadar şehrin ciddi bir bölümünü yürüyerek gezdim. Hemen hiçbir yerde insanı yabancılaştıran “ciks” bir hava, görgüsüz insanlar görmedim. Bazı kulüplerin kapısında korumalar var ama onlar bile insana insan gibi davranıyor. Evet kısaca buranın insanlarını görgülü, açık, nazik, doğal, ilgili, sanatı ve sanatçıyı seven ve değer veren, estetik anlayışa sahip, siyasi ve insani bilince sahip olarak tanımlayabilirim. Ülke ekonomisinin çok süper olmamasına rağmen hayat standardı ekonomik olarak Avrupa’dakine denk diyebilirim. Ancak burası bir tüketim toplumu gibi gözükmüyor. İnsanlar neye para harcayacaklarını iyi seçiyor. Lükse tüketim yerine kaliteli tüketim var daha çok. Buna ilaveten sanat ve eğlencenin bu kadar yaygın ve çeşitli olması hayat standardına süper bir artı katıyor.

San Telmo pazarı bir nostalji cenneti

San Telmo pazarı bir nostalji cenneti

Şehir parklarla bezenmiş durumda, oldukça da bakımlılar. Ulaşım sistemi ve planlaması çok başarılı. Hemen hemen tüm kafe ve restoranlarda WIFI internet var. Bazıları şifre bile kullanmıyor. Ayrıca şehrin önemli yerlerinde de ücretsiz WIFI var. Hem de tak diye bağlanıp kullanabiliyorsunuz bin bir tane şeye üye olup giriş yapmadan. Yakında tüm metro istasyonlarına da koyacaklarmış. Ayrıca belediyenin çıkardığı bir cep telefonu aplikasyonu ile nereye hangi vasıtayla ne kadar zamanda ulaşılır hemen görebiliyorsunuz.

Yolda yürürken Buenos Aires Polifonik Korosu'nun kilisedeki muhteşem konserine denk gelip izleme şansınız olablir.

Yolda yürürken Buenos Aires Polifonik Korosu’nun kilisedeki muhteşem konserine denk gelip ücretsiz izleme şansınız olablir.

Kısacası Buenos Aires yaşanası bir şehir. Burası eski Beyoğlu beyefendi hanımefendilerinin görgüsüne ve saygısına, eski Beyoğlu-Paris mimarisine ve havasına, İstanbul’un sokaklarının canlılığına, Paris’in sanatseverliğine ve sanatsal zenginliğine, Türklerin cana yakınlığına, Latinlerin sıcaklığına, dünyada pek çok yerde olmayan bir önyargısızlığa, Türkiye’de olmayan normal ve doğal kadın-erkek ilişkilerine, kültürel çeşitliliğe, çok lezzetli pizzacılara, çok keyifli kafelere ve her yere işlemiş bir Tango kültürüne sahip bir şehir.

Internet Kafe'yi bile nostaljik ve geleneksel bir tarzda sunabilmişler.

Internet Kafe bile nostaljiden ve estetikten nasibini almış.

Özellikle sanatçıysanız burada hak ettiğiniz sevgi ve saygıyı görürsünüz buna eminim. Bağımsız sanatçılar için bence bir cennet burası. Sanata ilgi olduğu için göründüğü kadarıyla sanatçılar ekonomik olarak da kendilerini daha rahat döndürebiliyorlar. Bunun yanında burada oturma veya çalışma iznine ihtiyaç duymadan çalışabiliyorsunuz, turist olarak. Başka hangi ülkede var acaba bu, bilemiyorum… İlk haftaki izlenimlerim bu kadar. Bakalım sonraki günler ne gösterecek…

Tango Dersi - Club Malcolm

Son söz Tango…