HAFTA SONU NEFESKÖY’DE NEFES VE YARATICILIK İÇİN BULUŞUYORUZ!

Henüz havalar daha soğumamış, keyifli Eylül ayı sona ermemişken yemyeşil doğası ve tertemiz havasıyla Yuvacık Nefesköy’de doğayla iç içe nefes ve yaratıcılıkla dolu bir hafta sonuna ne dersiniz?

NEFESKÖY’DE NEFES VE YARATICILIK HAFTA SONU

Yer: Kazandere Köyü, Yuvacık, 41090 İzmit. Yol tarifi: https://bit.ly/2NNkxJ6
https://www.facebook.com/Nefeskoy/
Giriş: 28 Eylül Cuma 18:00
Çıkış: 30 Eylül Pazar 18:00

AYRINTILI BİLGİ VE KAYIT İÇİN LÜTFEN BURAYA TIKLAYIN!

Deniz Temiz Hava

Nefes, Yaşam Enerjisi ve Esenlik

Kanımıza ve hücrelerimize yaşam veren oksijeni almak için nefes almamız gerektiğini biliriz. Ancak çok az insan havanın aslında oksijenden daha öte bir şey olduğunun farkındadır. Havanın kalitesini belirleyen oksijen içeriği değil, yaşamın devamı için gerekli olan dinamik canlılığı veren ve sağlıklı havayı aktive eden özel bir çeşit enerjidir. Geleneksel doğu öğretilerinde Chi veya Prana olarak da adlandırılan, havada bulunan bu çok önemli enerjinin temel kaynağı çok aktif molekül partikülleri olan negatif iyonlardır. Bu partiküller fazladan bir elektrona sahip olduğu için negatif yüklüdür. Negatif yükleri nedeniyle bunlara Çin tıbbında Yin partikülleri de denir.
Negatif iyon - serbest radikal
Havanın insan sağlığına olan etkisini ölçmede kullanılan en doğru kriter içerdiği negatif iyon sayısıdır. Negatif iyonlar havada, özellikle yüksek rakımlı bölgelerde rüzgar ve güneşin etkileriyle, deniz seviyesindeki bölgelerde ise havanın deniz üzerindeki geniş alanlarda hareket etmesiyle oluşur. Negatif iyonların sağlığımız için bu kadar önemli olmalarının nedeni kandaki ve dokulardaki serbest radikalleri etkisiz hale getiren güçlü bir antioksidan olmalarıdır.
Serbest radikaller, bedenin oksijen kullanarak yürüttüğü metabolizma aktivitelerinin sonucunda açığa çıkan ve tek sayıda elektron sayısına sahip atomlardır. Elektronlar her zaman çift sayıda olma eğiliminde olduğu için bu atomlar bedende çift oluşturmak için başka elektronlar ararlar. Bu da bedendeki hücrelere, proteinlere ve DNA’ya saldırmalarına ve zarar vermelerine yol açar. Serbest radikaller kanser, damar sertliği, damar tıkanıklığı, Alzheimer, Parkinson ve birçok diğer hastalığın nedenleri arasında gösterilmekte, aynı zamanda bedenin yaşlanmasını da hızlandırmaktadır. Bazı araştırmacılar yaşlanmayı serbest radikallerin bedene verdiği zararların zaman içinde birikmesi olarak tanımlamaktadır.Ofiste Kirli Hava
Negatif iyonlar fazladan elektronları sayesinde bedendeki serbest radikallerle bağ kurup onları zararsız hale getirmenin yani sıra, bedendeki her türlü toksik maddenin de pozitif yüklü olması nedeniyle yine fazladan elektronu kullanarak bu toksik maddelerle bağ kurarlar ve bunların bedenden atılmasını sağlarlar. Negatif iyonu zengin olan bir ortamda aldığımız her nefes dokuları ve kanı toksik maddelerden temizler. Ayrıca havadan aldığımız negatif iyonlu enerji bedendeki her hücrenin elektrik potansiyelini arttırır ve bu da insanın tüm enerji alanının gücünü ve titreşimini yükseltir.
Şehirdeki havanın kirlenmesine yol açan egzoz, toz ve toksik kimyasallar pozitif yüklü büyük ve hantal moleküllere sahiptir. Aşırı kirli havanın olduğu bölgelerde bu ağır pozitif iyonlar havadaki canlı ve dinamik negatif iyonları yavaşlatır ve hapseder, enerjilerini çalar, ve havanın sahip olduğu canlandırıcı ve iyileştirici etkiyi yok eder. Örnek olarak, kırsal kesimdeki havada her bir pozitif iyona 3 negatif iyon karşılık gelirken, şehirdeki kirli havada ise her negatif iyona 500 adet pozitif iyon karşılık gelir. Bu rakamlar kırsal kesime kıyasla şehirdeki hava kalitesinin 1500 kat daha az olduğu anlamına gelmektedir.
Temiz Hava
Merkezi ısıtma ve havalandırma sistemleri kapalı ortamlarda negatif iyonları yok eder ve modern işyerleri ve apartman dairelerindeki hava kalitesini ciddi oranda düşürür. İşte bu nedenle ofiste çalışıp sadece telefonlara bakan, dosyaları düzenleyen ve oturarak zaman geçiren ofis çalışanları günün sonunda kendilerini tamamen tükenmiş ve bitkin hissederken, açık havada çalışan köylüler veya işçiler fiziksel olarak zorlu işler yapmalarına rağmen günün sonunda kendilerini çok daha dinç hissederler. Benzer şekilde birçok havayolu şirketi zaman ve maliyet kaygıları nedeniyle uçuşlar arasında uçağın içindeki havayı değiştirmez. Yolcular tüm uçuşlar boyunca kullanılmış, negatif iyonları tükenmiş, mikroplanmış bayat havayı solumak zorunda kalırlar. Bu durum özellikle uzun uçuşlarda bağışıklık sistemi zayıf olan yolcularda ciddi sağlık problemlerine yol açabilir.Deniz Temiz Hava
Sağlıklı ve güçlü kalabilmek için insan bedeninin saniyede 1 inç küp hava başına yaklaşık 32.000 negatif iyon alması gerekir. Bu kalitede bir hava ancak kirlenmemiş sahillerde, bakir ormanların derinliklerinde veya dağların tepelerinde bulunur. Günümüzde zaten havada mevcut olan oksijen oranı 200 yıl öncesine kıyasla yarı yarıya azalmıştır. İnsanların çoğunluğunun yukarıda bahsedilen ortamlarda yaşamadığını da dikkate aldığımızda soluduğumuz havanın kalitesinin ne kadar düşük olduğu aşikardır.
Tüm dünyada kirlenme ile birlikte giderek düşmekte olan hava kalitesinin bünyemize olan olumsuz etkisini telafi etmek için elimizdeki en makul ve basit yöntem nefes alma şeklimizi iyileştirmektir. Kaliteli havası olan bir ortamda sık yapılan derin nefes egzersizleri ihtiyacımız olan negatif iyonları etkili bir şekilde almamızı sağlayacaktır. Dünyanın en etkili kendi kendini şifa yöntemlerinden birisi olan Transformal Nefes© uzun ve derin diyafram nefesi kullanması sayesinde kişinin hem oksijen hem de negatif iyon alabilme kapasitesini ciddi şekilde artırmaktadır. Bu şekilde yaklaşık 45 ila 60 dakika boyunca devam eden Transformal Nefes© seansı sonucunda bedendeki serbest radikaller ve toksik maddeler nefes yoluyla atılmakta, hücre ve dokuların yenilenmesi tetiklenmekte ve kişinin enerji alanının gücünü ve titreşimi hissedilir ölçüde yükselmektedir.
Tansformal Nefes Seansı
Nefeste kalın, esen kalın!

Hayat İçin İyi Şeyler 2018 Kayıtlarımız 5 Mart’a Kadar Devam Ediyor!

Dansla, sanatla, nefesle hayat kalitesini artırmak isteyenler için Hayat İçin İyi Şeyler çalışmamız 26 Şubat 2018 Ptesi günü Fenerbahçe Arsu Sanat Akademisi’nde başlıyor!

Çalışma 8 hafta boyunca her hafta Ptesi günleri 11:00-13:00 arasında devam edecek.

Yer: Arsu Guzel Sanatlar Akademisi
Adres: Fenerbahçe, Fener Kalamış Cad. Sinan Apt. No:93 D:6, 34726 Kadıköy/İstanbul
Kayıt için: (0216) 336 70 40 – http://arsuguzelsanatlar.com/  bilgi@arsuguzelsanatlar.com  

Kayıtlarımız 5 Mart 2018’e kadar devam edecektir!

Hayat İçin İyi Şeyler Seansı -

Bu program kapsamında 8 hafta boyunca hayat kalitemizi artırmak için kendimizle ilgili neler yapabiliriz konusuna odaklanarak bu konuda çeşitli yaklaşımlar ve uygulamalar deneyimleyerek kendimiz ve yaşamımız hakkındaki bilgeliğimizi ve ustalığımızı artıracağız. Çalışmanın temel odağı olarak yaşamımızı an be an belirleyen bedensel, zihinsel, duygusal ve ruhsal deneyimlerimizi araştıracağız ve kendimizi bu düzeylerde daha yakından tanıyacağız. Sağlıklı ve kaliteli bir yaşamın günlük hayatımızda bu dört düzeyde mümkün olduğunca dengeli bir deneyim gerektirdiği inancından yola çıkarak, bir yandan kendimize daha yakından bakarken bir yandan da kendi doğal dengemiz nasıldır, bu dengeyi nasıl yakalayıp sürdürebiliriz onu keşfedeceğiz.

Hayat İçin İyi Şeyler

8 hafta boyunca beraber devam edeceğimiz bu keşif ve öğrenme yolculuğunda zihnen ve bedenen rahatlama ve gevşeme, farkındalığımızı artırma, bedenimizin hareket kapasitesini tekrar keşfetme, topraklanma, nefes kapasitemizi artırma, hayatımıza tekrar oyunu, neşeyi ve keyfi katma, duygularımızı fark etme ve sağlıklı bir şekilde ifade etme, yaratıcılığımızı ve doğaçlama yeteneğimizi aktive etme, kendimize ve hayatın akışına güvenme gibi konularda deneyim kazanacağız. Edindiğimiz bütün deneyimler ve içgörüler bizim daha dengeli ve kaliteli bir hayat sürdürmemize yardımcı olacak.

Grup olarak gerçekleştireceğimiz tüm uygulamalarımızda yaratıcı sanat terapisi, dans-hareket terapisi, Transformal Nefes®, meditasyon, masaj gibi modern ve geleneksel bilgi ve tekniklerden yararlanacağız.

Ayrıntılı bilgi için:
hayaticiniyiseyler@gmail.com
https://www.facebook.com/events/406740819753485/
https://www.facebook.com/hayaticiniyiseyler/ 

Denge, Kader ve Fiziksel Var Oluş Hakkında

Yaşam çok hassas bir denge üzerine kurulu. Dünyamızda yaşayan her şey çevresiyle dengeli bir alışveriş halinde. Bu alışverişte çok bir hesap yok. Hele uzun vadeli planlama hiç yok. Güneş yarına ışığım kalır mı acaba diye hesap etmeden, ayrım yapmadan herkesi aydınlatıp ısıtıyor. Yağmur su rezervlerim az biraz tutumlu yağayım diye hesap etmeden bütün topraklara can veriyor.

Güneşin ışığı tüm dünyayı sarar

Güneşin ışığı tüm dünyayı sarar

Çiçekler en güzel kokumu sonraya saklayayım diye hesap etmeden mis gibi kokularını doğaya cömertce salıyor. Ağaçlar yarına meyvem kalır mı acaba diye hesap etmeden meyvelerini kuşlara, hayvanlara ve insanlara yem ediyor. Arılar tamam bu kadar bal yeter diye hesap etmeden mütemadiyen bal yapıyor. Bedenimizdeki bakteriler kendime sağlam bir kapı buldum aman burada kalayım diye hesap etmeden bize fayda sağlayan metabolizma faaliyetleri yapıyor. Nefesi hesap etmeden alıp hesap etmeden veriyoruz. Organlarımız hesap etmeden bizim canlılığımız ve sağlığımız için çalışıyor. Tek hücrelisinden en karmaşık olanına kadar her canlı içsel bir zekâ ve bilgelikle denge içinde var oluyor. Hiçbir canlı sadece kendisi için veya sadece başkaları için yaşamıyor. Her şey her şeye muhtaç. İnsan insanın zehrini alıyor. Derdini söylemeyen derman bulamıyor.

Doğadaki hesapsız alışverişin en güzel örneği

Doğadaki hesapsız alışverişin en güzel örneği

İnsan doğadan ayrı, farklı veya üstün değil. İnsan da her ne kadar farkında olsun veya olmasın doğa yasalarına ve evrensel yasalara tabi yaşam sürüyor. Bu yasalar çok net ve şaşmaz. İnsana verilen serbest iradenin bir bedeli var. Ne ekersek onu biçiyoruz. Dedemiz erik çaldıysa, bizim dişimiz kamaşıyor. Her düşüncenin, sözün ve eylemin bir sonucu var. İnsanın bu sonuçları öncesinde ve sonrasında görerek içsel ve dışsal bir ahenk içinde yaşayabilmesi için hissedebilmesi ve farkında olması, niyet ve dikkatini ona göre bilinçli kullanması gerekiyor. Akmayan su bulanmaya başlar. Bulanık suda yüzen yolunu bulamaz, bulsa da bulduğunun farkında olmaz. İşleyen demir ise pas tutmuyor. İnsan sahip olduğu sınırsız potansiyeli içerisinde hangi yetilerini kullanırsa onları geliştirir, kullanmadıkları yetiler ise kuma gömülür. Onları tekrar çıkartmak için net bir niyet, bilinçli bir dikkat ve çaba, makul bir süreç, yani zaman gerekir. “Aşk ateşiyle yanmayan nasıl ocak yaksın ki? Çocukluk nedir bilmeyen nasıl çocuk baksın ki?”

Hepimizin içinde yanıp tutuşan özlemler var. Keşkeler. Keşke eşim şöyle olsaydı, keşke işim böyle olsaydı, keşke şu evde otursaydım, keşke şöyle arkadaşlarım olsaydı. Peki biz kendimiz bu keşkelerde özlemini çektiğimiz şeylere hazır mıyız? Veya, kendimizi bu şeylere hazırlamak için bir şey yapıyor muyuz? Yoksa aynı tas aynı hamam gitmeye devam edip bir perinin hayatımıza dokunarak istediğimiz şeyleri bize vermesini mı bekliyoruz? Yaşamdaki önemli kanunlardan biri de eşleme yasasıdır. Varlıklar, kişiler, olaylar kendilerine eş enerjide, titreşimde olan kişilere ve şeylere çekilirler. Ve bu çekilme anlıktır. Yani istediğimiz şeyi elde etmemiz de aslında kafi değildir.

KEŞKE o kadar kolay olsaydı

KEŞKE o kadar kolay olsaydı

O şeyin hayatımızda kalması da enerjilerimizin eş düzeyde devam etmesine bağlıdır. Evren sınırsız bir bollukla verdiği gibi tam bir acımasızlıkla verdiklerini elimizden alır, meğer ki biz kendi enerjimizi istediğimiz şeylere eş tutalım. Ne oldum değil ne olacağım diyoruz. Haydan gelen de huya gidiyor.

Zihnimde hangi düşünceler var? Düşüncelerim bende nasıl duygular yaratıyor? Gün içinde yaptığım eylemler neye hizmet ediyor? Kendim hakkındaki derin algım ve inançlarım nasıl? Kalbimde sevgi hissediyor muyum? Sevgimin her yöne özgürce akmasına izin veriyor muyum? Duygularımı koşulsuz kabul ediyor muyum? Duygularımı özgürce ifade ediyor muyum? Hayatımda neşe ve coşku var mı? Niyetim nedir? Dikkatim nerede? Bu ve bunun gibi sorularla yönümüzü sürekli tayin etmek zorundayız. Yoksa biz “kader kurbanı” mıyız?

“Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok. Nice elbiseler gördüm içinde insan yok”.

“Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok. Nice elbiseler gördüm içinde insan yok”.

Bir başka temel soru da “Bedenimin içinde miyim?” sorusu. Bu da ne demek derseniz, genel olarak söyleyebilirim ki bir çoğumuz gün içinde bedenimizin içinde değiliz.  Yani dikkatimiz düşündüğümüz, söylediğimiz ve yaptığımız şeyde değil. Bedenimizin sadece bir kısmında var oluyoruz. Yarım insanlar olarak yaşıyoruz. Eğer başınıza siz fark etmeden ufak kazalar geliyorsa, birini dinlerken sık sık ne söylediğini kaçırıyorsanız, cinsel hayatınız bir türlü sizi tatmin etmiyorsa, kendinizi yaşamda güvensiz hissediyorsanız, hayatı diğer insanlara göre daha fazla çabayla yaşamak zorunda kalıyorsanız, kendinizi konuşurken net ifade edemiyorsanız, daha çok göğsünüze sığ ve kısa kısa nefes alıyorsanız, hareket ederken dengenizi kolayca kaybediyorsanız, yürürken ayak tabanlarınızı hissetmiyorsanız, bir yere girdiğinizde zor fark ediliyorsanız, alt bedende yani karın ve altı bölgelerde fiziksel rahatsızlıklarınız varsa muhtemelen çoğu zaman bedeninizin içinde olmayabilirsiniz. Hayat kalitenizi olumsuz etkileyen tüm bu semptomların çaresi her an bedenimizde olduğumuzdan emin olmak.

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.

 

Hayat İçin İyi Şeyler Çalışmamız Başlıyor

Dansla, sanatla, nefesle hayat kalitesini artırmak isteyenler için Hayat İçin İyi Şeyler çalışmamız Fenerbahçe Arsu Sanat Akademisi’nde başlıyor! Ücretsiz tanıtım seanslarımız 21 Ocak Pazar ve 5 Şubat Ptesi günleri.

Bu program kapsamında 8 hafta boyunca hayat kalitemizi artırmak için kendimizle ilgili neler yapabiliriz konusuna odaklanarak bu konuda çeşitli yaklaşımlar ve uygulamalar deneyimleyerek kendimiz ve yaşamımız hakkındaki bilgeliğimizi ve ustalığımızı artıracağız. Çalışmanın temel odağı olarak yaşamımızı an be an belirleyen bedensel, zihinsel, duygusal ve ruhsal deneyimlerimizi araştıracağız ve kendimizi bu düzeylerde daha yakından tanıyacağız. Sağlıklı ve kaliteli bir yaşamın günlük hayatımızda bu dört düzeyde mümkün olduğunca dengeli bir deneyim gerektirdiği inancından yola çıkarak, bir yandan kendimize daha yakından bakarken bir yandan da kendi doğal dengemiz nasıldır, bu dengeyi nasıl yakalayıp sürdürebiliriz onu keşfedeceğiz.

8 hafta boyunca beraber devam edeceğimiz bu keşif ve öğrenme yolculuğunda zihnen ve bedenen rahatlama ve gevşeme, farkındalığımızı artırma, bedenimizin hareket kapasitesini tekrar keşfetme, topraklanma, nefes kapasitemizi artırma, hayatımıza tekrar oyunu, neşeyi ve keyfi katma, duygularımızı fark etme ve sağlıklı bir şekilde ifade etme, yaratıcılığımızı ve doğaçlama yeteneğimizi aktive etme, kendimize ve hayatın akışına güvenme gibi konularda deneyim kazanacağız. Edindiğimiz bütün deneyimler ve içgörüler bizim daha dengeli ve kaliteli bir hayat sürdürmemize yardımcı olacak.

Grup olarak gerçekleştireceğimiz tüm uygulamalarımızda yaratıcı sanat terapisi, dans-hareket terapisi, Transformal Nefes®, meditasyon, masaj gibi modern ve geleneksel bilgi ve tekniklerden yararlanacağız.

Ücretsiz olacak tanıtım çalışmalarına katılmak için Programa kayıt yaptırmak için Arsu Akademi’ye (216)3367040 numaralı telefondan ulaşmanız yeterli.

Ayrıntılı bilgi için: https://www.facebook.com/events/1542015979248853/

Güzel Havaların Şehri: Buenos Aires

 

Cafe Tortoni 1858

Cafe Tortoni 1858

Buenos Aires, yani güzel havalar, evet bu şehir bu adı kesinlikle hak ediyor. Buenos Aires’te sadece sokakta yürümek bile insanı kendine iyi hissettiriyor, ilham veriyor. Neden mi? Hayal edin: Özellikle merkezdeki çoğu mahallesinde Beyoğlu İstiklal Caddesi’nin 1900’lü yılların başındaki havasına sahip olan bir şehir. Mimarisi, binaların iç dekorasyonları, insanları, pastaneleri, pizzacıları, lokantaları, barları, kafeleri. İstanbul eski bir şehir diye övünüyoruz, ama birkaç numunelik yer haricinde eskiden ne kaldı İstanbul’da? Buenos Aires’in merkezinde veya Palermo veya San Telmo gibi mahallelerinde herhangi bir kafeyi, restoranı veya barı alıp baksanız minimum 50, muhtemelen 100 veya 100’den fazla yıldır çalışmaya devam ediyordur. En eski kafelerinden bir tanesi Tortoni 1858 yılında açılmış. Ve büyük oranda ilk açıldığı hali ve havasını koruyor.

Pizzeria

San Telmo’da bir pizacı

Devlet bazı kafe ve restoranları kültürel miras olarak ilan edip destek programına almış. Kafelere restoranlara bakıyorsunuz içleri dolu. Bu yerler lüks yerler değil, zengin tiki kesimin değil orta sınıfın gittiği yerler. Fiyatları ucuz değil, ama İstanbul’da Beyoğlu’nda bir pastane ayarında, yani gereksiz pahalı da değil. O nedenle geniş bir kitleye hitap ediyorlar.

Birçok kafede akşamları Tango dersi sonra da Tango pratiği var, birçoğu ücretsiz. Herhangi bir kafenin önünden geçerken girip Tango yapabilirsiniz. Bu şehirde sanat ve sanatçı çok seviliyor ve destekleniyor. Her köşe başında bir kültür merkezi, dans okulu, Tango okulu var. Sanat devlet tarafından destekleniyor. Buralarda sanatın her dalında derslere, atölyelere katılabilirsiniz. Hem de çok makul fiyatlara. Tango grup dersleri 1,5 saat ders 60-80 Peso arası, yani 12-15 TL. Üstelik çoğu zaman dersin ardından birkaç saat pratik ve Milonga ücretsiz.

Burada Los Reyes del Tango gibi muhteşem orkestralar eşliğinde dans edebilirsiniz, hem de ücretsiz.

Sokak araları alternatif kültür merkezleriyle dolu. Dışarıdan ev gibi görünen bu yerlerin adresini biliyorsanız kapıyı çalıp giriyorsunuz. Dans, tiyatro ve müzikten oluşan zengin alternatif programlar sunuyorlar. Giriş 40-50 peso, 8-10 lira. İçeride ev yapımı, ticari olmayan yiyecek ve içecekler alabilirsiniz makul fiyatlara. Muhteşem kaliteli işler izleyebilirsiniz. Bu yerler aynı zamanda siyasi hiciv içeren gösteriler yapıyorlar.

Devlete Ait Bir Kültür Merkezi - Flores Tren İstasyonunun Yanı

Devlete ait bir kültür merkezi – Flores tren istasyonunun yanı.

Sokak sanatçıları her yerde ve halk tarafından destekleniyor. Bugün metroda bir çocuk gitar çalıyordu. Çocuk bitirdiğinde etrafta bulunan insanların yarısından çoğu alkışladı. Para toplarken de oturduğum yerde bulunan 13-15 kişinin yarısından çoğu para verdi hem de gülümseyen ve destekleyici, takdir edici bir yüz ifadesiyle. Geçen hafta metroda tiyatro yapan bir gruba denk geldim hayatımda ilk defa. Bağıra çağıra 3 dakikalık bir skeç oynadılar. Kimse de rahatsız olmadı.
Şehirde sokakta gerçekten hayat var. Ve 24 saat devam ediyor. Metro saat 23:00 gibi kapansa da otobüsler 24 saat çalışıyor. Taksi bol, sokaktan çevirebilirsiniz. Barlar, restoranlar, büfelerin bir kısmı sabaha kadar açık. Gece sanat ve eğlence aktivitelerinin başlama saati genelde 23:00 ve sonrası. Sabaha kadar da devam ediyor. Örneğin Milonga’ya saat 11’de gidipsabah 5 gibi çıkabilirsiniz. Burada müzikten kimse rahatsız olmuyor. Geçen Ctesi günü saat sabah 5 gibi eve giden ara sokakta yürürken inanılmaz yüksek bir müzik sesi duydum. Baktım bir evin terasında parti var, ses çok yüksek ve mahallede başka bir ses yok. Burada normal bir durum. Cuma ve Ctesi günleri kanuni olarak istediğiniz kadar gürültü yapma hakkınız var. Kimse kapıya dayanmıyor.

Metro Oyuncuları

Metro Oyuncuları’nın onca bağırıp çağırmasına rağmen metrodaki insanlar skeci bir tebessümle sakince izlediler.

Şehrin canlı caddelerinde aklınıza gelebilecek her şeyi kaliteli olarak bulmak mümkün. Sokaklar neredeyse tamamen güvenli. Gecenin üçünde sokakta kapının önünde yalnız başına bir kız olarak oturabilirsiniz. Burada bir kadına taciz, laf atma, hatta yan bakma durumu bile olduğunu sanmıyorum. Hayat ve ilişkiler o kadar normal ki. Kadın erkek ilişkileri de aynen öyle çok normal. Örneğin Brezilya’nın büyük şehirlerinde olduğu gibi geceleri etrafta garip ve tehlikeli tipler dolaşmıyor. Onun yerine kızlı erkekli gençler dolaşıyor. Veya kimse dolaşmıyor. 15 milyona yaklaşan nüfusuna rağmen güvenlik açısından dünyanın en güvenli şehirlerinden birisi olabilir, Latin Amerika’da bir numara olduğuna eminim.

Şehirde her yerde görsel sanatlar hakim. Grafitiler de cabası.

Burada yabancılara karşı herhangi bir önyargı, negatiflik vs. görmek de pek mümkün değil. Türkiye’den olduğumu söylediğimde genelde ilgilenip soru soruyorlar, veya yaptıkları Türkiye seyahatinden bahsedip Türkiye’nin güzelliklerini övmeye başlıyorlar. Veya Türk dizilerinden tanıdıkları karakterleri sayıyorlar, mesela Fatmagül’ü herkes tanıyor. Binbir Gece ve oyuncuları bir efsane olmuş durumda. Kesinlikle yabancı gibi hissetmiyorum burada kendimi. Özellikle İspanyolca konuştuğum için de tabii ki daha rahat oluyor, ama nereden olduğumla değil benimle ilgileniyor insanlar.

Gizli kültür merkezlerinden bir tanesinin içi. Dans dans dans…

Şu ana kadar şehrin ciddi bir bölümünü yürüyerek gezdim. Hemen hiçbir yerde insanı yabancılaştıran “ciks” bir hava, görgüsüz insanlar görmedim. Bazı kulüplerin kapısında korumalar var ama onlar bile insana insan gibi davranıyor. Evet kısaca buranın insanlarını görgülü, açık, nazik, doğal, ilgili, sanatı ve sanatçıyı seven ve değer veren, estetik anlayışa sahip, siyasi ve insani bilince sahip olarak tanımlayabilirim. Ülke ekonomisinin çok süper olmamasına rağmen hayat standardı ekonomik olarak Avrupa’dakine denk diyebilirim. Ancak burası bir tüketim toplumu gibi gözükmüyor. İnsanlar neye para harcayacaklarını iyi seçiyor. Lükse tüketim yerine kaliteli tüketim var daha çok. Buna ilaveten sanat ve eğlencenin bu kadar yaygın ve çeşitli olması hayat standardına süper bir artı katıyor.

San Telmo pazarı bir nostalji cenneti

San Telmo pazarı bir nostalji cenneti

Şehir parklarla bezenmiş durumda, oldukça da bakımlılar. Ulaşım sistemi ve planlaması çok başarılı. Hemen hemen tüm kafe ve restoranlarda WIFI internet var. Bazıları şifre bile kullanmıyor. Ayrıca şehrin önemli yerlerinde de ücretsiz WIFI var. Hem de tak diye bağlanıp kullanabiliyorsunuz bin bir tane şeye üye olup giriş yapmadan. Yakında tüm metro istasyonlarına da koyacaklarmış. Ayrıca belediyenin çıkardığı bir cep telefonu aplikasyonu ile nereye hangi vasıtayla ne kadar zamanda ulaşılır hemen görebiliyorsunuz.

Yolda yürürken Buenos Aires Polifonik Korosu'nun kilisedeki muhteşem konserine denk gelip izleme şansınız olablir.

Yolda yürürken Buenos Aires Polifonik Korosu’nun kilisedeki muhteşem konserine denk gelip ücretsiz izleme şansınız olablir.

Kısacası Buenos Aires yaşanası bir şehir. Burası eski Beyoğlu beyefendi hanımefendilerinin görgüsüne ve saygısına, eski Beyoğlu-Paris mimarisine ve havasına, İstanbul’un sokaklarının canlılığına, Paris’in sanatseverliğine ve sanatsal zenginliğine, Türklerin cana yakınlığına, Latinlerin sıcaklığına, dünyada pek çok yerde olmayan bir önyargısızlığa, Türkiye’de olmayan normal ve doğal kadın-erkek ilişkilerine, kültürel çeşitliliğe, çok lezzetli pizzacılara, çok keyifli kafelere ve her yere işlemiş bir Tango kültürüne sahip bir şehir.

Internet Kafe'yi bile nostaljik ve geleneksel bir tarzda sunabilmişler.

Internet Kafe bile nostaljiden ve estetikten nasibini almış.

Özellikle sanatçıysanız burada hak ettiğiniz sevgi ve saygıyı görürsünüz buna eminim. Bağımsız sanatçılar için bence bir cennet burası. Sanata ilgi olduğu için göründüğü kadarıyla sanatçılar ekonomik olarak da kendilerini daha rahat döndürebiliyorlar. Bunun yanında burada oturma veya çalışma iznine ihtiyaç duymadan çalışabiliyorsunuz, turist olarak. Başka hangi ülkede var acaba bu, bilemiyorum… İlk haftaki izlenimlerim bu kadar. Bakalım sonraki günler ne gösterecek…

Tango Dersi - Club Malcolm

Son söz Tango…

Akış veya Direnç: Seçim bize ait…

Dere

Direnç dediğimiz şey nedir? Hayatımızı nasıl etkiler?

Hiç kimse her zaman %100 saf pozitif odaklı kalamaz. Hepimizin şöyle veya böyle direnç gösterdiği konular vardır. Bir başka deyişle, her birimiz için pozitifte odaklı kalmamızın zor olduğu bazı konular vardır. Hayatımızda bazı konulara diğerlerine göre daha çok direnç gösteririz. Bu konular herkes için farklıdır. Kimimiz savaş konusuna karşı direnç gösterir. Kimimiz siyaset konularında direnç gösterir. Kimimiz de ilişkiler konusunda direnç gösterir. Dirençli olduğumuz bir konuda konuştuğumuz zaman dışarıya verdiğimiz enerji direnç göstermediğimiz konulara kıyasla daha farklıdır.

Direnç gösterdiğimiz bir konuda konuşurken daha çok kendimizi iyi değil kötü hissettiren düşüncelere odaklanırız. Bu düşüceler çoğu zaman çözüm yerine soruna odaklıdır. Örneğin savaş konusunu ele alırsak, savaşa karşı olmakla barış yanlısı olmak arasında ciddi bir fark vardır. Bir soruna odaklanıp ona devamlı direnmek hiç kimseye bir yarar sağlamaz. Sorunun çözümüne odaklanıp o yönde ilerlemek ise herkesin yararınadır. O nedenle savaş karşıtı göstelere katılan insanların duygu ve enerjileri çoğu zaman savaşta karşılaştığımız öfkeli ve agresif enerjiyle aynıdır.

İstemediğimiz bir şeye karşı koymakla istediğimiz bir şeye doğru gitmek arasında çok büyük fark vardır

İstemediğimiz bir şeye karşı koymakla istediğimiz bir şeye doğru gitmek arasında çok büyük fark vardır.

İstemediğimiz bir şeye karşı koymakla istediğimiz bir şeye doğru gitmek arasında çok büyük fark vardır. Bu durumu bir dereye bakarak daha kolay anlayabiliriz. Derenin akış yönünde dereyle birlikte aktığımız zaman bir direnç söz konusu değildir. Direncin olmadığı yerde çabaya da gerek olmaz. Kendi içsel enerjimizin ve evrenin akışıyla hareket ederiz, tıpkı dereden aşağı kendimizi bıraktığımızda ilerlemek için çabaya ihtiyacımız olmadığı gibi. Ancak derede akışın tersi yönünde ilerlemek istediğimiz zaman dirençle karşılaşırız ve çaba harcamak zorunda kalırız. Enerjisel olarak yüksek titreşimli bir enerjinin karşısına düşük titreşimli bir enerji ile çıkarsak yüksek titreşimi yavaşlatmış, bir ölçüde engellemiş oluruz. Direnç durumu yüksek benliğimizle olan uyumumuzu sekteye uğrattığı, hatta bağlantımızı kestiği için bizim zihinsel ve duygusal enerjimizi tüketir, cepten yememize neden olur. Sürdürülebilir bir durum değildir. Ruhsal, duygusal ve fiziksel sağlığımızı olumsuz yönde etkiler ve zamanla hastalığa yol açar.

Ruh, zihin, duygu ve beden insan dediğimiz bütünün dört yönüdür. Zihinde meydana gelen direnç hali diğer üç yönü de olumsuz etkiler. Zihindeki düşüncelerimiz ve neye odaklandığımız duygularımızı belirler, duygusal titreşimlerimiz ise zamanla bedenimizi şekillendirir. Yani aslında bedenimizi kendimiz yaratırız. Zihin, duygu ve bedendeki direnç veya kabul hali ruhumuzla olan bağlantımızın kalitesini belirler.

Zihindeki düşüncelerimiz ve neye odaklandığımız duygularımızı belirler, duygusal titreşimlerimiz ise zamanla bedenimizi şekillendirir. Yani aslında bedenimizi kendimiz yaratırız.

Zihindeki düşüncelerimiz ve neye odaklandığımız duygularımızı belirler, duygusal titreşimlerimiz ise zamanla bedenimizi şekillendirir. Yani aslında bedenimizi kendimiz yaratırız.

Direnç arttıkça bağlantımız zayıflar. Kabul arttıkça bağlantımız kuvvetlenir. Bu kendi kendisini besleyen bir süreçtir. Bağlantımız zayıfladıkça direnç gösterme eğilimimiz artar. Bağlantımız güçlendikçe kabul etme kapasitemiz artar. Eğer bu spiralde aşağı doğru yuvarlanıyorsak bir yerde bu kısır döngüyü kesintiye uğratarak spiraldeki yönümüzü yukarı doğru çevirmemiz gerekir. Bunu en kolay olarak nispeten daha somut olan bedenimiz üzerinden yapabiliriz. Fiziksel terapiler, dans-hareket terapisi, Yoga, nefes terapileri hatta spor gibi uygulamalar bu amaca hizmet eder. Eğer biz bunu bilinçli olarak yapmazsak yüksek benliğimiz bizim için bu müdahaleyi yapar, ancak bu müdahale bizim çok da tercih edeceğimiz bir şekilde olmayabilir. Son raddede müdahale biçimi ciddi kazalar, hastalıklar, şoklar şeklinde olabilir. Bu durumlar bize yüzeyde olumsuz gözükse dahi büyük resimde ruhumuzun bizi kurtarmak için yaptığı şefkat eylemleridir.

Yüksek veya öz benliğimiz dediğimiz kendi özümüzün titreşimi çok yüksektir, enerjisi sonsuzdur. Düşük titreşimli bir şeye veya düşünceye odaklandığımız zaman yüksek benliğimizden gelen yüksek titreşimli enerjinin fiziksel bedenimize akmasına karşı direnç yaratmış oluruz. Yani ruhumuzdan gelen ve yaşamı neşe, huzur ve sevgi duygularıyla pozitif olarak deneyimlememizi sağlayan enerjiye karşı direnç göstermiş oluruz.

Duygularımız bize her zaman ne zaman direnç ne zaman kabul halinde olduğumuzu söyler. Çünkü duygularımız sahip olduğumuz titreşimlerin fiziksel yansımalarıdır.

Duygularımız bize her zaman ne zaman direnç ne zaman kabul halinde olduğumuzu söyler. Çünkü duygularımız sahip olduğumuz titreşimlerin fiziksel yansımalarıdır.

Fiziksel olmayan ebedi benliğimiz, yani ruhumuz, tamamıyla dirençsizdir. Ruhumuzun bakış açısında direnç yoktur, o nedenle enerjisi de tamamen pozitiftir. Kendimizi negatif bir şeye odakladığımız zaman, bu şey ne kadar gerçek olursa olsun, aslında yaptığımız şey kendimiz için direnç yaratmaktır. Pozitif bir şeye odaklandığımız zaman ise enerjimiz ruhumuzun enerjisiyle uyumludur ve direnç söz konusu olmaz. Sevmediğimiz bir şeyi seviyormuş gibi yapamayız, kendimizi kandırmamız mümkün değildir. Ancak kendimizi her zaman yüksek benliğimizle uyumlu ve direnç yaratmayan bir şeye veya düşünceye odaklamamız mümkündür. Bu şekilde iyilik hali ve çözümlerin bize kendiliğinden akmasını sağlayabiliriz, koşullar ne olursa olsun.

Duygularımız bize her zaman ne zaman direnç ne zaman kabul halinde olduğumuzu söyler. Çünkü duygularımız sahip olduğumuz titreşimlerin fiziksel yansımalarıdır. Dolayısıyla eğer hayatımızdaki tüm konularda kendimizi iyi hissettiren şeylere odaklanırsak, arzu ettiğimiz şeyleri elde etmemiz çok daha kolay olacaktır. Mutluluk, koşullarımız ne olursa olsun odaklandığımız şeyleri bilinçli olarak seçmemizi gerektirir. Bu kesinlikle hayatın gerçeklerini inkar etmek anlamına gelmez. Kişinin kendi hayatını bilinçli olarak yaratması, koşullar ne olursa olsun, tüm olumsuzlukların ortasındayken bile, her zaman kendi gerçek özüyle uyum içinde olmasını sağlayacak bir odak noktası bulması ile mümkün olur. Sorun yerine çözümle uyumlanmamızı sağlayacak şekilde nasıl odaklanabiliriz? Olumlu bir duygu yaratmak için nasıl odaklanmamız gerekir? Olumlu duygunun varlığı bizim direnç halinde olmadığımızı, tam tersine kabulü ve kendi istediğimiz gerçekliği yaratma sürecinde olduğumuzu gösterir.

Kişinin kendi hayatını bilinçli olarak yaratması, koşullar ne olursa olsun, tüm olumsuzlukların ortasındayken bile, her zaman kendi gerçek özüyle uyum içinde olmasını sağlayacak bir odak noktası bulması ile mümkün olur.

Kişinin kendi hayatını bilinçli olarak yaratması, koşullar ne olursa olsun, tüm olumsuzlukların ortasındayken bile, her zaman kendi gerçek özüyle uyum içinde olmasını sağlayacak bir odak noktası bulması ile mümkün olur.

Örneğin konu savaş ise, tabi ki savaşı mazur görmemiz değildir söz konusu olan. Ancak savaşla ilgili olsa dahi odaklandığımızda bize kendimizi iyi hissettiren şeylere, veya savaş durumunun bizde ortaya çıkardığı, örneğin barış, sevgi gibi, istekler üzerine odaklanmamız mümkündür. Barış bizim için ne ifade ediyor, barış nasıl bir his, buna odaklanabiliriz. Kendi hayatımızda barışa daha yakın olmak için neler yapabiliriz ona odaklanabiliriz. Bu tarz bir odaklanma direnç içermez. Ayrıca bakışımızı çözüm tarafına odakladığı için çözümü yaratma sürecini destekler. Bu yaklaşım savaşın bize korkunç gelen yanlarına odaklanmaktan çok farklıdır. Böyle bir odaklanma içimizde savaş konusuna ilişkin çok güçlü negatif duygular yaratacaktır. Bunun bize veya dünyaya faydası olmamasının yanı sıra, bu tarz duygular direnç gösterdiğimiz şeyin devamlılığına hizmet eder. Soruna odaklanmak bizim titreşimsel olarak çözümle eşleşmemizi engeller. Soruna odaklandığımızda titreşimimiz sorunun titreşimi ile eşleşir, çözüme odaklandığımızda ise çözümün titreşimi ile eşleşir. Aynı anda hem soruna odaklanıp hem de çözümün titreşimi ile eşleşmemiz mümkün değildir.

Şükrederken, bir şeyi takdir ederken, bir şeyin değerini fark ederken, bir şeyin olumlu yanlarına bakarken, gülerken, kahkaha atarken, bir şeyi alkışlarken, özgürce dans ederken, keyif, neşe ve coşkunun varlığımızdan aktığını hissederken içimizde direnç yoktur. Bu anlarda kendi öz benliğimizle aynı frekansta titreşiriz. Öfke, engellenme, korku, yalnızlık, suçluluk gibi olumsuz olarak adlandırdığımız duyguları hissetmek aslında tam da istemediğimiz bir şeye odaklanmış olduğumuzun göstergesidir.

Şükrederken, bir şeyi takdir ederken, bir şeyin değerini fark ederken, bir şeyin olumlu yanlarına bakarken, gülerken, kahkaha atarken, bir şeyi alkışlarken, özgürce dans ederken, keyif, neşe ve coşkunun varlığımızdan aktığını hissederken içimizde direnç yoktur.

Şükrederken, bir şeyi takdir ederken, bir şeyin değerini fark ederken, bir şeyin olumlu yanlarına bakarken, gülerken, kahkaha atarken, bir şeyi alkışlarken, özgürce dans ederken, keyif, neşe ve coşkunun varlığımızdan aktığını hissederken içimizde direnç yoktur.

Yani yaptığımız şey, istediğimiz şeye doğru gitmek yerine istemediğimiz şeyi itmeye çalışmaktır.
Dirençli olduğumuz her an aslında istediğimiz şeyin gerçekleşmesini kendi kendimize engellemiş oluruz. İşte bu nedenle eğer kendi gerçekliğimizi yaratmak istiyorsak direncin nasıl işlediğini anlamamız çok önemlidir. En temel anlamıyla direnç dediğimiz duruma istediğimiz şeylerin titreşimiyle eşleşmeyen titreşimlere sahip olan düşüncelerimiz neden olur. Tam da bu nedenle bu düşünceleri olumsuz olarak algılarız. Öz benliğimizle uyumlu değillerdir. Dirençlerimizi fark etmek zihinsel, bedensel ve duygusal farkındalık gerektirir. Farkındalık düşüncelerimizi gözlemleyebilmemizi, dugularımızı bedende hissedebilmemizi sağlar. Hayattaki her şeye karşı bir merak ve bilmeme haliyle yaklaştığımızda farkındalığımız daha güçlü olur. Bu hali en somut olarak meditasyon sırasında deneyimleriz. Meditasyon farkındalığımızı güçlendirir. Farkındalıkla beraber içimizdeki bilgeyi harekete geçirmek ve direnci fark ederek dönüştürmek için kendimize sormamız gereken soruların bazıları şunlardır:

En temel anlamıyla direnç dediğimiz duruma istediğimiz şeylerin titreşimiyle eşleşmeyen titreşimlere sahip olan düşüncelerimiz neden olur.

En temel anlamıyla direnç dediğimiz duruma istediğimiz şeylerin titreşimiyle eşleşmeyen titreşimlere sahip olan düşüncelerimiz neden olur.

Şu anda düşündüğüm/ konuştuğum/yaptığım şey faydalı mı?

Şu anda düşündüğüm şeyler, söylediğim sözler, yaptığım eylemleri olumlu bir şeye çekildiğim için mi yoksa olumsuz bir şeyi itmek, ondan kurtulmak için mi yapıyorum?

Şu anda düşündüğüm şeyler, söylediğim sözler, yaptığım eylemler için beni harekete geçiren duygu nedir? Korku, kaygı, öfke veya üzüntü mü, yoksa keyif, huzur, neşe veya coşku mu?

Şu anda düşündüğüm şeyler, söylediğim sözler, yaptığım eylemler bir direnç halini mi, yoksa bir kabul halinde isteklerimi mi yansıtıyor?

Şu anda yaşadığım şey her ne olursa olsun düşüncelerim, sözlerim ve eylemlerim çözüme ve olumlu duyguya odaklı mı?

Bu soruları hayatımızın her anında sorabiliriz. Zamanla bu bir alışkanlık halini alacak ve içgörümüzü güçlendirecektir. Ve giderek zihnimizde soru sormak zorunda kalmadan içten gelen bir bilme haliyle hayatımızı dirençsiz bir akış halinde yaşamamız mümkün olacaktır. 🙂